🗻 Tek Çocuğu Olanlar Tamam Mı Devam Mı

Z3TxX. herkese merhabalar Lg af 115 sxrd 1080p projeksiyon cihazım var 5300 saat kullandım ve orijinal lambası şuan bitik 2010 yılında sıfır almıştım ürünü birkaç yıl önce başka bir projeksiyona geçmeyi düşündüm fakat denediğim cihazlar beni tatmin etmedi parlaklık ve kontrast olarak daha üstün olsalar da sxrd teknolojisinin verdiği görüntüyü alamadım , rahatsız olduğum ve benim için önemli olan 2 konu var birincisi dlp projeksiyonlarda görüntü de ara sıra gözüme çarpan gökkuşağı benzeri renk çarpması , renk çarkının ekrana yansıması mıdır bilmiyorum ama izlerken beni rahatsız eden bir durum hali hazırda kullandığım cihazım da böyle bir sorun yok diğer konu ise hızlı hareket eden nesnelerin netliğinin bozulması arkada gölge olması yani tepki süresi sorunu denediğim cihazlarda bu sorunda vardı ve buda beni rahatsız ediyordu ve bu yüzden aynı cihazla devam etmek durumunda kaldım . lamba yenileyip devam mı etmeliyim? yoksa yeni bir cihaz mı almalıyım ? bu sorunları yaşamayacağım cihaz önerisi olan varsa yorum bekliyorum yeni çıkan lg lazer serisinden umutluyum ama çıplak gözle performasını henüz görmedim Oluşturulma Tarihi Haziran 10, 1998 0000Bu ilişki ciddi, eğer1- Doğum gününüzde size çok özel bir armağan verirse,2- Tatil gününde uzun bir gezi yapıp, gezinin sonunda birbirinize daha çok bağlandığınızı hissederseniz, 3- Kanepede horladığını görüp hasta yatağında kıvrandığına tanık olduktan sonra ona daha çok bağlandığınızı hissederseniz,4- Size güzel olduğunuzu söylemek için kendinizi çok yorgun ve sıkıntılı hissettiğiniz anları seçebiliyorsa,5- Onunla konuşmak istediğiniz zaman elindeki gazeteyi hemen bırakıyorsa,6- Yalnız uyumaktan nefret ettiğinizi hissediyorsanız, 7- Eğlenceli bir partiden sonra onunla baş başa kalmak size mutluluk veriyorsa, 8- Kavgalarınız geçen hafta ya da geçen ay yaşanan bir olayla ilgili değil de o gün yaşadıklarınızdan kaynaklanıyorsa, 9- Bir süre yalnız kalmak istediğinizi söylediğiniz zaman size kızıp söylenmiyorsa,10- Canı içki içmek istediği zaman mutlaka size de içki ikram etmek ilişkinin sonu gelmiş sayılır, eğer1- Büyük kavgayı altı ay önce yaşamıştınız, ama ona söylediğiniz sözlerin bazılarını hâlâ anımsıyorsanız,2- Gerçekten mutlu görünen çiftlerin rol yaptıklarını düşünmeye başladıysanız,3- Size borç verdiği zaman parasını geri almak için sabırsızlanıyorsa,4- En iyi arkadaşına, kız kardeşine ve annesine katlanamıyorsanız,5- Davranışlarında bazı değişiklikler yapmasını istiyorsanız,6- Birbirinize sorumluluk almaktan kaçındığınızı ve kıskançlık nedir bilmediğinizi tekrar tekrar söylemeye başlarsanız,7- İş yerinizde bir arkadaşınızın sizinle flört etmek istediğinizden bir söz edince, esnemeye başlarsa,8- Birlikte sinemaya ya da bir dost ziyaretine gitmeyecekseniz, baş başa kalınca sıkılacağınızı düşünürseni, 9- Size ilgi gösteren erkekler dikkatinizi çekmeye başlamışsa,10- Onun size dokunmasından rahatsız oluyorsanız. Uzun bir aradan sonra tekrar merhaba. Görüşemediğimiz bu arada bir çok şey ile sınandım ama her şeye rağmen DEVAM dedim… Canımla test edildiğimde en çok arkada bıraktıklarımın üzülmesine üzülmek ile sınandım. Tanıdıklarımız, arkadaşlarımız, dostlarımız veya dava arkadaşlarımız diye düşündüğümüz kişilerin manevi yitişlerine şahitlik ile sınandım. Başkalarının sahip olduğu bolluğu kendi bolluğu gibi görme yerine gasp etmelerine şahit olmak ile sınandım. Ancak hiçbiri , birinci derece akrabamın, canımın, ebediyete uğurlama riski ile sınanmak kadar zor gelmemişti. Hepsi geldi, geçti, gitti çok şükür. Kaldığımız yerden , mutlak olan doğru bildiklerimle hayata DEVAM… Ahir zaman… Söylediklerimizi duymalıyız, söylemediklerimizden niyet okuMAmalıyız. Eskiden zannederdim ki kimliği olan herkesin ilkesi vardır. Maalesef öyle değilmiş. Dünyanın neresinde olursanız olun iktidar olan, güçlü olan ,kaçınılmaz bir şekilde kartopu misali kontrolsüz büyüyor. Tabanda o davaya ve idealizme sahibi olanlar ise, bu topun etrafında toplananlar içinde cehalet zilleti ve ahmaklık ileti ile kükreyenler ile sindiriliyor veya dönüştürülüyor. Dönüştürmelere ve sindirilmişliklere TAMAM da … Vatan haini görünmez cücelerin baş olmaması için, tankın altında kükreyerek kıyama kalkan VATAN evlatları için , kimliğimizi kaybetmeden benliğimizi koruyarak YENİ DÖNEMDE DEVAM. Birileri çalışır sonuca ulaştırır, onun ekmeğini başkaları alır kendi yapmış gibi, süslü koltuklarda danışılamayan danışmanlar ünvanı ile kimliksizce otururlar. Kifayetsiz Muhteri’sin’ bir numaralı silahı, rahmetli Sakıp Sabancı’nın deyimiyle çalışMAmak, çalışMAmak, çalışMAmaktır’. Kifayetsiz muhteris’ için başarılı olduğunu bilmek değil , başarılı olduğuna inanmaktır önemli olan. Cahillik ve haddini bilmeme karışımı kişiler, akıl almaz hızlı yükselirler üstelik dava adına çalıştığına dair naraları atarak her şeyin hakkı olduğuna kendisini ve etrafındakileri inandırırlar ve en ufak rahatsızlık duymazlar. YENİ DÖNEMDE BUNLARA TAMAM diyerek DEVAM. Gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar çalışma hayatında fazla alçakgönüllü davranırlar ve birikimleri onlara öne çıkmak gibi bir heves vermez ,yüksek görevlere de kendiliklerinden talip olmazlar, kıymetlerinin bilinmesini beklerler… Tabi beklerlerken kırılırlar, kendilerini daha da geri çekerler… Muhtemelen büyükleri tarafından ihtiras eksikliği gerekçeleri ile suçlanırlar. YENİ DÖNEMDE olmaz ise olmaz LİYAKAT,ERDEM VE İSTİKRAR İLE DEVAM diyen LİDER için DEVAM Kibiri barındıranlar, el sıkmaktan ,el öpmekten imtina edenler... Oysaki biz kibirli olan hiç kimseyi barındırmayız demiştik. Zihindeki bilgiler, sağdan- soldon gelen dedikodular ile değil sağlam bilgiler ile olacak. Var olan bilgiyi ileri götürecek, fayda sağlayacak. Çıkarlarına dokunduğunuz kişilerin iftiralarına mazur kalacağınızı bilseniz dahi sorumluluklarımız önce vicdanda sonra kamuda olacak. Söyleyen ile dinleyen aynı yerde olacak, birlikte koşulacak. Bilimi, sanatı ve kültürü beşeriyetin varoluşun olmaz ise olmazı görmek için DEVAM. Adaleti devletin dini yapmak için DEVAM Öğrenmeye açık olmak, sözün en güzelini aramak ve söylediklerimizi duymak için, bir sabah kalktığında koltuğunu korumak adına lider doktirin ile parti değiştiren vekiller yerine, paradigmaları değiştirmeyen vekiller, fikirlerini beyan eden ve hata yapmaktan korkmayan, disiplinli, çalışkan kendi ilke ve prensiplerine sonuna kadar bağlı olan insanlar ile DEVAM Fikri ve vicdanı hür bir dünya için, benim ülkemin en büyük katkıyı sunması her birimizin insanlık görevidir. Tüm dünyanın sergilediği çifte standarta rağmen vatanımızın bütünlüğüne, milletimizin birliğine hedef almadığı sürece her fikrin ifade edilebilmesini sağladığı için, her dini inancın yaşanmasına olanak sağladığı için, her yaşama şekline saygı gösterildiği için DEVAM . Genç olan ülkemin, vizyoner gençlerinin hizmet edebilmesi için seçilme yaşını onsekiz yaşına indirdiği için, sorunları onların gözünden görüp çözelebilmek uğraşan YENİ DÖNEMDE DEVAM Eksikler yokmu; Kan gölüne dönmüş Orta doğu haritasına bakalım. Her bir ülkenin durumu ortada. Bu ülkelerin bir haftada yaşadıkları gündemleri batı ülkeleri bir yılda yaşamıyorlar. Burada yeni haritalar çizmek isteyen EGEMEN GÜÇ , Uluslar arası platformda terörizmi, ülkemiz için yeniden tanımlanmış; mevcut siyasi iktidarı ve rejimi yok etmek demiştir. En iyi bildikleri ise Türk’ü Türk’den başka kimsenin yenemeyeceğidir. Sinsi darbe girişimi bunun nedenli acımasız bir yok etme savaşı olduğunu göstermiştir. Bu savaşı ancak gelişmiş ülke konumlandırması ile değiştirebileceğimizi biliyoruz. Ekonomimizin, 2018 yılının ilk çeyreğinde yüzde 7,4 büyümesi ile, OECD ülkeleri içinde birinci, G20 ülkeleri içinde ikinci sırada olmamız EGEMEN GÜC’ü rahatsız eder. Gelişmekte olan ülkemin acılı sancıları elbette var. Ancak bilelim ki bu sancılar, tecrübesi, donanımı, cesareti, feraseti, vefası, milletine olan sevdası, çalışmaya olan aşkına şahit olduğumuz LİDER’i yalnız bırakmayarak, YENİ DÖNEMDE DEVAM diyerek azalacak. Saygılarımla , Birbirlerine aşık olmuşlardır. Bir süredir de birlikte vakit geçiriyor, seyahatlere gidiyorlardır. Her ikisi de 30’larındadır. Aileler ne bekler? Evlilik kararı haberi! Gerçekten de bir süre sonra evlenirler. Evliliğin yerine oturması, iki kişinin birlikte yaşamaya alışması, iş-güç, sosyal aktiviteler falan derken aradan birkaç sene geçmiştir. Aileler ve etraftaki tanıdık, tanımadık! kişiler ne bekler? Çocuk haberi! Gerçekten de bir süre sonra ilk bebekleri kucaklarındadır. Gaz sancıları, diş çıkartmalar, ilk adımlar falan derken günler akıp gider. Bebek artık konuşmaya da başlamıştır. Harika, keyifli bir dönem başlar. Aileler ve etraftaki tanıdık, tanımadık! kişiler ne bekler? İkinci çocuk haberi! İşte bu noktada bu nesil ebeveynler kilitleniyor. Tartışmalar başlıyor, ikinci çocuğa gerek var mı yok mu? Varsa kim için gerekli? Herkesi mutlu edecek mi? İlk çocuğa etkisi ne olacak? Çocuklar arası kaç yaş olmalı? İkinciye gerek yoksa bunun ilk çocuğa etkisi ne olacak? Ya sonra istenirse ne olacak? Etrafımdaki pek çok arkadaşım bir süredir bu konuyu konuşuyor, tartışıyor. Tam da bu esnada TIME dergisinin bir araştırmasını okudum. “One and Done” başlıklı yazıyı kendisi de ikinci çocuk konusunda bir karara varamamış ve arayış içerisinde olan Lauren Sandler yazmış. Sizler için de ilginç olabileceğini düşündüm. Aslında araştırma bize çok da net bir sonuç veremediği gibi, ebeveynlerin gördüğü sosyal baskı ve yaşadığı kararsızlığı çarpıcı bir şekilde sunarak kendi de ikilemde kalıyor. Yazar benim de çok yaşadığım bir durumu anlatarak başlamış yazısına. Şöyle bir resim hayâl edin Bir süpermarkette çocuğunuzla kasa kuyruğundasınız. Sıra size geldiğinde kasiyer hanım ile göz göze geliyorsunuz ve o size çocuğunuzun ne kadar da tatlı olduğunu söylüyor. Siz aldıklarınızı banta koyarken, şöyle bir sohbet oluşuyor “İlk çocuğunuz mu?” “Evet.” “İkinciyi düşünüyor musunuz?” “Bakalım henüz belli değil.” “Olur, olur…” “Şu anda planlamıyoruz. Bakalım…” “Çocuğunuzu tek bırakmayı düşünmüyorsunuz değil mi? Her çocuğun bir kardeşe ihtiyacı vardır.” Yani ister Amerika, ister Türkiye. Konu ve yapılan yorumlar pek de farklı değil. Tek çocuğun paylaşım bilmiyor olduğu, bencil ve şımarık olduğu inancı yaklaşık 120 yıl öncesine, o zamanın meşhur psikologlarından Granville Stanley Hall’a dayanıyor en azından Amerika için. Hall zamanın ilk psikolojik araştırma merkezini kurmuş ve araştırmasını çocuklar üzerine yoğunlaştırmış. Bu araştırmalar her ne kadar bugünkiler kadar sağlam temellere dayanmasa da, o zaman için fazlasıyla kabul görmüş. Araştırmasında Hall tek çocukları sadece kıskanç, bencil gibi kelimelerle nitelendirmemiş, bir adım ileri giderek “Tek çocuk olmak başlıbaşına bir hastalıktır.” demiş! İlerleyen zaman içerisinde farklı araştırmacılar bu iddiayı çürütmeye uğraşsalarda bulgular hiçbir zaman gerçek anlamda bu söylenenleri akıllardan silememiş. Buna ek olarak tek çocuk temalı korku filmleri The Omen, The Bad Seed,… ile sosyal ve dini baskılar bu fikrin iyice yerleşmesine neden olmuş. Seneler önce okuduğum bir Feng Shui kitabı bile evinize alacağınız objeleri çift almanız gerektiğini, evdeki huzur ve birliktelik için insanlar gibi evdeki eşyaların da çift olması gerektiğini vurguluyordu. Ben de sadece bu kitaptan dolayı değil ama içgüdüsel olarak, gerek kendi evime gerek başkasına aldığım hediyelerde çift rakamlara kayıyorum. Tek bir şamdan asla hediye etmem mesela… Yazar bu konu ile ilgili diğer araştırmacıların bulgularına ve tek çocuklu ailelerin görüşlerine de yer vermiş yazısında. Örneğin araştırmacılardan Toni Falbo University of Texas’ta psikoloji ve sosyoloji profesörü yapılan hiçbir araştırmada tek çocukların söylendiği gibi yalnız, bencil ve toplumdan uzak olduğunu gösteren bir bulguya rastlamadıklarını belirtmiş. Bir diğer araştırmacı Carl Pickhardt ise senelerdir karşısına gelip içini döken gençlere baktığında her ne kadar tek çocuk olmanın getirdiği bir ekstra korunma ve anne-babanın fazla bir düşkünlük durumu söz konusu olsa bile bunun, bahsi geçen problematik tek çocuk sendromunu doğrulamadığını belirtmiş. Araştırmacılar çeşitli burslar için imtihana giren çocukların test sonuçlarına baktıklarında sözlü ve matematik, her iki kategoride de tek olan çocukların kardeşleri olanlara göre daha fazla başarı gösterdikleri sonucu ile karşılaşmışlar. Bu başarının nedeni sadece anne-babaların çocuklarına daha fazla vakit ayırması değil, aynı zamanda çocuğa hem onlardan hem de çocuğun kendinden gelen bir baskı olması. Baskı ve sorumluluk çoğu zaman beraberinde başarıyı getiriyor diyor uzmanlar. Ancak ruh sağlığı açısından ne kadar doğru diye düşünmeden edemiyorum. Bu araştırma sonuçlarından sonra işin sosyal boyutu incelendiğinde etrafımda duyduğum çelişkiler ve kararsızlıklar bu yazıda da bahsediliyor. Mesela benim dikkatimi çeken bir konu, gelir seviyesi yükseldikçe çocuk sayısının azaldığıydı. Ben tabii bunu rakamsal anlamda kanıtlayabilecek durumda değilim ancak gözlemlerim bu kanıya varmama neden oluyordu. Burada da benzer bir sonuç var. Aileler ikinci çocuk kararı almadan önce eski nesillere göre farklı sorular soruyorlarmış kendilerine. Bu sorular “Bir kardeşi olması çocuğumuzu mutlu edecek mi?” ve ardından “İkinci bir çocuk bizi mutlu edecek mi?” Tereddüt etmelerindeki diğer nedenlere gelirsek, ekonomik şartlar, vakitsizlik hayatın hız kazanması, kendilerine vakit ayırma isteğinin ağır basması özellikle varlıklı ailelerde ebeveynlerin kendi zevkleri için yapacakları lüks harcamaların artması, giderek doğum yaşının artması 1990 ile 2008 arasında 35 yaş üzerinde doğum yapanların oranı 64% artmış… ve dolayısıyla ebeveynlerin kariyer ve sosyal yaşamdan beklentilerinin farklılaşması sıralanabilir. Bunlara ek olarak, eskiden evliliğin amacı “Dünyaya çocuklar getirmek” iken, 2007 senesinde yapılan bir araştırmaya göre bu amaç “Eşlerin ortak mutluluğu ve yaşamdan keyif alması” olarak değişmiş. Peki ikinci çocuğu isteyenler ne gibi sebeplerden böyle bir karar alabiliyorlar? Çok ilginç bir sebep din ile doğurganlığın el ele gitmesi. Hangi din olursa olsun hepsinde doğurganlık ruhani yönü ile devrede oluyormuş. Buna ek olarak eski zamanlarda daha fazla çocuk daha fazla işgücü, daha fazla üretim anlamına gelirken, geri kalmış ya da gelişmekte olan ülkelerde bu inanış halen devam etmekteymiş. Ülkemizde de özellikle belirli kesimlerde bu yaklaşımı görebiliyoruz. Amerika’da durum böyle iken, Avrupa yaşlı nesillerin giderek artmasından şikayetçi. Viyana’da yaşadığım dönemde yaptığım bir gözlemdi. Her yer ve her aktivite yaşlılara göreydi adeta. Marketler 1800 gibi kapanır, şehir durgunlaşırdı. Bahçenizdeki köpek havlarsa hemen şikayet alırdınız. Avrupa bu anlamda panik halindeymiş. En başlıca sorun “İşgücünü kim sağlayacak?” ve “Yaşlılara kim bakacak?” Özellikle ikinci soru çevremdeki yeni nesil ebeveynleri de biraz düşündürüyor sanki. Bir yakınım ikinci çocuğu doğurmasındaki nedeni “İleride biri yanımda olmazsa hiç değilse öteki yanımda olur.” cümlesi ile anlatmıştı. Bununla birlikte yaşlılık döneminde aile büyüklerine bakacak, onların sorumluluğunu alacak tek kişi kalmak da korkutucu bir unsur tabii. Bir grup ebeveyn bunu da düşünüyor ikinciyi doğururken. Annem tek çocuktur. Anneannemin hastalığı döneminde her nekadar ona yardımcı olmaya çalıştıysam da üzerindeki yükün sadece bir bölümünü alabilmiştim. O zor dönemde kendisinin iyi anlaştığı bir kardeşi olsa eminim hiç değilse duygusal anlamda daha iyi bir destek alabilirdi. Bu araştırmanın sonucu ne derseniz, aslında çok da net değil. Sadece bakış açısını geniş tutmak faydalı diyor bence. Yani ne illa tek çocuk şımarık, bencil, disiplinsiz, antisosyal olacak, ne de ikinci çocuk sizi sınırlayan, zorlayan, mutsuz eden bir varlık olacak. Önemli olan varolan aile mutluluğunuza ne şekilde devam edeceğiniz, bu mutluluğun desteklenebilmesi için neyin önemli olduğu… Elinizdeki tek somut bilgi ise sevdiğiniz bir çocuğunuz olduğu ve onun tek kalmasının elle tutulur bir sorun yaratmayacağı en azından yaratmaması için neler yapmanız gerektiğini biliyorsunuz. Bir süre önce anneme tek çocuk olduğu için hiç eksiklik hissedip hissetmediğini sormuştum. O da insanın bilmediği bir şeye özlem duyamayacağını belirtmişti. Ben kendi adıma kardeş sevgisinin önemli olduğunu düşünüyorum. Ablam olmasaydı tadamayacağım duyguları o varolduğu için hissedebiliyor olmaktan, fiziksel uzaklığın bir sorun yaratmadığını yaşamaktan ve iki kardeşin ilişkisinin başka hiçbir ilişkiye benzemediğini bilmekten çok ama çok mutluyum. Darısı diğer tek bızdıkların başına – eğer anne-babaları istiyorsa tabii…

tek çocuğu olanlar tamam mı devam mı