🎎 Erkek Çocuğun Cinsel Kimlik Bozukluğu

Cinselkimlik bozukluğu şu belirtilerle kendisini göstermektedir. Diğer cinsiyette olma isteğini sık sık dile getirme. Erkek çocukların kadın, kız çocukların erkek davranış, tutum ve giyimlerine özenmesi uygulaması. Oyunlarda sürekli karşıt cinsiyetin rollerini oynama ve oynamaya istekli olma. Karşıt cinsten oyun Buradadürtü kontrol bozukluğu yaşayan baba,dede,dayı v.s. toplum önünde aklanması, aile içi çatışmaların engellenmesi için olayların üstü örtülüyor. Kız ya da erkek çocuğun kişiliği, cinsel kimliği parçalara bölünmüş ya da dağılmış olarak saklanıyor. Bedenindeki morluklar, izler kayboluyor. ‘Kabus köy’ün erkekleri, ‘mavi’ kimliklerini istiyor Diyarbakır ile Şanlıurfa arasındaki köyde, sayıları 15 olarak bilinen 'kadın' kimlikli erkeklerin hikayesi yürek burktu. Birbozukluğu mental (akıl) bozukluk olarak niteleyebilmek için, bozukluğun kişide mental yakınmalara neden olması ve uyumla ilgili belirgin sorunlara neden olması gerekir. Eskiden Cinsel Kimlik Bozukluğu tanısı altında takip ediliyordu. Bu, daha damgalayıcı ve patolojize eden bir tanımdı. Erkekçocuğun sağlıklı cinsel kimlik kazanması; önünde yeterli bir ya da birkaç erkek örneğin olmasıyla ilişkilidir. İlk ve en önemli örnek şüphesiz ki babadır.Ancak örneği oluşturan babanın; oğlu ile yakın ve olumlu ilişki içinde bulunan bir baba olması gerekmektedir. CinselKimlik Gelişiminde Aile Tutumunun Önemi. Cinsel Kimlik: Bireyin kendi bedenini ve benliğini, belli bir eşeylik (cins) içinde algılayışı, kabullenişidir. Kişi kendini; erkek, kız , ya da eşeysiz, her iki cins olarak algılar. Cinsel yönelim ise Bireyde duygu,istek ve davranışların belli bir cinse olan çekimidir. Eşcinsellik uzun yıllar boyunca bir kimlik bozukluğu, sapkınlık ya da hastalık olarak algılanmıştır. 1974 yılında Amerikan Psikiyatri Birliği, eşcinselliğin sapkınlık değil Çocuklardacinsel kimliğin nasıl geliştiği sorusu çocuk sahibi olan ya da olmayı planlayan pek çok kişinin aklından geçmektedir. Bu sorunun yanıtı, pek çok uzman tarafından verilmiştir ve uzmanların konuya dair görüşleri önemli farklılıklar göstermektedir. Cinsel Kimlik Nedir? Cinsel kimlik, cinsiyet kimliği olarak da adlandırılan, bünyesinde bireyin sahip olduğu CinselKimlik Bozukluğu A. Karşı cinsiyetle güçlü ve sürekli bir özdeşim kurma (sadece, diğer cinsiyette olmanın getireceği sanılan kültürel üstünlükler için bir istek duyma olarak değil). 0er8Lz3. “Cinsel kimlik”, kişinin cinsiyetinin farkında olması, bedenini ve benliğini belli bir cinsiyet içinde algılaması, duygu ve davranışlarının da buna uygun olmasıdır. Kısacası, kişinin kendisini kadın ya da erkek olarak kabul etmesidir. Kişinin kız ya da erkek doğması, cinsel kimliğini kazanması için yeterli değildir. Çocuk, kız ve erkeğin beden yapılarının ve cinsel hormonlarının farklı olması gibi doğuştan getirdiği cinsel donanımlarıyla kendi cinsiyetine özgü davranış ve tutumları geliştirmeye başlar. Doğumumuzda anatomik, genetik ve biyolojik özelliklerimizle belirlenen cinsiyetimize “biyolojik cinsiyet” denmektedir. Bir yaşına doğru, çocuğun kız ya da erkek olduğu görünüşünden anlaşılabilir hale gelir. İki yaşındaki bir kız ya da erkek çocuk, yalnızca görünüşünden değil, oynadığı oyunlarından, seçtiği oyuncaklara kadar genel olarak tüm davranışlarından açıkça ayırt edilebilir. Üç yaşına doğru da çocuğun kendisi kız ya da erkek olduğunun bilincine varacağı çok özel bir dönem yaşanır. Kişi 3 yaşlarındayken “Ben kızım” ya da “Ben erkeğim”duygusu yani “cinsel kimliği” oluşmaya başlar. Fallik dönem adını verdiğimiz 3-6 yaş arası olan bu dönemde cinsel kimliğin temeli atılır ve bu temel üzerine ergenlikte cinsel kimliğe son şekli verilir. İnsanların büyük bir kısmının cinsel kimliği biyolojik cinsiyetleri ile uyumlu olmasına rağmen bazı kişiler kendilerini biyolojik cinsiyetlerine değil karşı cinsiyete ait hissedebilirler. Kişinin cinsel kimliği ile biyolojik cinsiyetinin örtüşmediği bu duruma “transseksüalite” denir. Yani kişinin yaşadığı ve dışa vurduğu cinsel kimliğiyle birincil veya da ikincil cinsel özellikleri arasında belirgin bir uyuşmazlık varsa, bu uyuşmazlığa yol açan cinsel özelliklerinden kurtulmayı çok istiyorsa, diğer cinsin cinsel özelliklerini çok istiyorsa, diğer cinsten olmayı çok arzuluyorsa, diğer cinsten gibiymiş gibi davranılmayı çok talep ediyorsa, diğer cinse özgü duygularının ve tepkilerinin olduğuna çok inanıyorsa ve bu durumda klinik açıdan belirgin bir sıkıntı yaşıyorsa ya da bu durum toplumsal, işle ilgili işlevsellikte ya da önemli diğer işlevsellik alanlarında işlevsellikte düşme gösteriyorsa transseksüalite tanısı konulabilir. CİNSEL KİMLİĞİN OTURMASI Cinsel kimlik gelişim süreci, karşı cinsiyetteki ebeveynden ayrışarak hemcins olan ebeveynle özdeşleşme ile devam eder. Cinsel kimlik duygusu çocuğa 3-6 yaş civarında yerleşir. Bu yaştan sonra da toplum ve aile çocuğun cinsel kimlik algısını geliştirir ve güçlendirir. Ergenlik döneminin sonunda ikincil cinsiyet özelliklerinin de belirginleşmesiyle cinsel kimliğin gelişiminin tamamlandığı varsayılır. Ancak ergenliğin bitiş yaşı bazen 20’li yaşları bulabilir. CİNSEL KİMLİK BOZUKLUĞU VE EŞCİNSELLİK Cinsel kimlik bozukluğu “transseksüalite” olarak da adlandırılır. Transseksüalitenin, eşcinsel cinsel yönelim ile karıştırılmasının nedeni toplumsal önyargılar ve bu kişilerin hal ve tavır giyim kuşamlarının benzer olması olabilir. Ancak homoseksüalite ve transeksüalite birbirinden çok farklı kavramlardır. Eşcinsel cinsel yönelimi olan kişi cinsel olarak kendi cinsiyetindeki kişilerden etkilenir ama cinsel kimliği biyolojik cinsiyetiyle uyumludur, yani transseksüalitede olduğu gibi kişi yanlış bedende doğduğunu düşünmez ve mevcut cinsiyetini değiştirmek istemez. “Kadın bedine hapis olmuş bir erkek ruhu taşıma” kadın transeksüalitesi veya “erkek bedenine hapis olmuş bir kadın ruhu taşıma” erkek transsesksüalitesi şeklinde ifade edilen cinsel kimlik bozukluğunun ilk belirtileri genellikle ergenlikten önce başlar. Çocuklarda şu belirtiler görülür 1 Diğer cinsiyette olma isteğini ya da ısrarını yineleyici bir biçimde dile getirme, 2 erkek çocukların kadınsı, kız çocukların da erkeksi giysiler giyme konusunda ısrar etmesi, 3 oyunlarda sürekli olarak karşı cinsin rollerini oynamayı tercih etme ya da sürekli olarak diğer cinsiyette olma fantezileri kurma, 4 karşı cinsin oyunlarına ve eğlencelerine katılma konusunda yoğun bir istek duyma ve 5özellikle karşı cinsten oyun arkadaşları seçme… Cinsel kimlik bozukluğu, bazı kişilerde belirtilerini ergenlikle birlikte göstermeye başlayabilir. Bu kişilerdeki belirtiler; karşı cinsiyete özgü duygularının ve tepkilerinin olduğuna ilişkin inanç taşıma, karşı cinsiyette olma isteğini dile getirme, karşı cinsiyetteymiş gibi yaşamayı isteme, cinsiyetine ilişkin sürekli bir rahatsızlık duyma ya da cinsiyetinin gerektirdiği cinsel rol için uygun olmadığını hissetme şeklindedir. DOĞUŞTAN GELEN BİR DURUM MU? Cinsel kimlik bozukluğunun herhangi bir fizyolojik nedene bağlı olduğunu gösteren bilimsel veri yoktur ama genel kanı psikolojik, biyolojik, genetik, ailesel, sosyal ve kültürel faktörlerin etkileşiminden kaynaklandığıdır. 20 yıldan fazladır yaptığım terapi çalışmalarının verdiği klinik tecrübeme göre; ebeveynlerin kız çocuk sahibi olmayı “çok” isterken erkek çocuk sahip olmaları veya ölen bir erkek çocuktan sonra tekrar hamile kalan kadının ve eşinin hamilelik döneminde ölen erkek çocuklarının yeniden doğacağına “çok” inanması gibi psikolojik faktörler transseksüalitenin doğum öncesi bir süreçte ebeveynlerin beklentisiyle başladığını gösteriyor. Çünkü cinsel kimliğin öğeleri, fizyolojik cinsiyet özellikleriyle birlikte doğuştan belirlenir. Ancak bunlar cinsel kimliğin cinsiyetle uyumlu şekilde gelişmesi için yeterli değildir. Bu nedenlerle cinsel kimlik gelişimi, önce ailenin etkisi, sonra da toplumun ve kültürün kişiye kadın ya da erkek olarak atfettiği özelliklerin etkisiyle psikolojik bir süreç olarak tamamlanır. Cinsel kimliğin gelişiminde çocuk anne ve babasının yanı sıra, çevresindeki, abla, teyze, hala, ağabey, dayı, amca gibi örneklerden de etkilenir. Çocuk, aynı cinsten arkadaşlarının olumlu ya da olumsuz özelliklerini de benimser ve kendi cinsel kimliğini arkadaşlarınınkiyle karşılaştırır. Ailede gelişmeye başlayan cinsel kimlik, toplumsal olarak pekişerek olgunlaşır. Sonuç olarak bazı bireyler transseksüel olarak doğmaktadır, bu ne bir seçim ne de ebeveynlerinin bilerek yaptıkları bir hata değildir, sadece bir farklılıktır. ANNE BABANIN CİNSEL KİMLİK OLUŞUMUNDAKİ ROLÜ Cinsel kimliğin gelişimini, çocukluk çağındaki ilk özdeşimler ve model alma deneyimleri büyük ölçüde etkiler ve biçimlendirir. Çocuk, erkek ve kız davranışlarını, anne ve babasını model alarak ve onlarla özdeşim kurarak öğrenir. Bu, taklit etmekten daha derinlere inen psikolojik bir süreçtir. Çocuk annesinin ya da babasının özelliklerini ve davranışlarını içine alarak onunla özdeşleşir. Kız çocuk ile annesi, erkek çocuk ile babası arasındaki ilişki yakın ve olumlu ise özdeşim de kolay ve sorunsuz olur. Böylece çocuğun cinsel kimliği cinsiyetine uygun olarak gelişir. Ancak çocuğun hayatında hemcinsi olan ebeveynin olmadığı durumlarda, uygun özdeşim ve model alma örneğinin bulunmayışı nedeniyle cinsel kimlik gelişiminde aksamalar olabilir. Cinsel kimlik gelişimini olumsuz etkileyen faktörlerden biri de anne ve babanın kişisel özellikleridir. Örneğin, babanın güçsüz ve silik biri olması erkek çocuğun onunla özdeşim kurmasını zorlaştırabilir ya da kadınsı özellikleri olmayan, sert ve baskın biri olan anne kız çocuk için benzer bir zorluk yaratır. Erkek çocukların kız, kız çocukların da erkek gibi yetiştirilmesi cinsel kimliğin gelişmesindeki önemli faktörlerden bir başkasıdır. Ancak cinsel kimlik karmaşası ile cinsel kimlik bozukluğunu birbirine karıştırmamak gerekir. Her cinsel kimlik bozukluğunun temelinde cinsel kimlik karmaşası vardır ama her cinsel kimlik karmaşası cinsel kimlik bozukluğuna yol açmaz. NASIL DAVRANILMALI? Çocukta cinsel kimlik karmaşasına dair belirtiler gösteren davranışların fark edilmesi durumunda, kesinlikle çocuğun azarlanmaması, aşağılanmaması ve bu davranışların cezalandırılmaması gereklidir çünkü cezalandırma pekiştireç olabilir. Ancak bu davranışların görmezden gelinmesi de onaylama anlamına gelebileceğinden, çocuğun karşı cinse özgü davranışlarının yerine, kendi cinsiyetine özgü davranışları tercih etmesi gerektiğinin uygun bir dille anlatılması ve kendi cinsine yönelik olan oyunlarla dolaylı bir yönlendirme yapılması doğru olur. Çocuk erkekse babasıyla, kızsa annesiyle daha çok vakit geçirmesi sağlanmalı, kendi cinsiyetine uygun etkinliklerde bulunması teşvik edilmeli ve cinsiyetine özgü olumlu davranışları ödüllendirilmelidir. Tüm bunlara rağmen cinsel kimlik karmaşasına devam ediyorsa, bu karmaşanın gelecekte cinsel kimlik bozukluğuna dönüşmemesi için, bu alanda uzmanlaşmış bir çocuk terapistinden veya pedagogdan yardım alınması gerekir. ÇÜNKÜ… “Trans kimliğe sahip çocuk” ifadesi doğru bir tanımlama değildir. “Kimlik” ve “çocuk” aynı anda olmaz, kimlik ergenliğin bir ürünüdür ve yetişkinliğe geçiş vizesidir, yani“trans kimliğe sahip çocuk” olamaz, ebeveynleriyle sağlıklı ilişkiler kuramadığı veya çeşitli travmalar yaşadığı için “cinsel kimlik karmaşası yaşayan bir çocuk” tanımı doğrudur.“Cinsel kimlik karmaşası”, “cinsel kimlik bozukluğu” ve “transseksüalite kimliği” çocukluktan yetişkinliğe uzanan ve daha çocuk doğmadan önce anne babanın zihnindeki çocuğa ait cinsiyet tasarımlarıyla başlayan bir spektrum olarak görülmelidir. Her cinsel kimlik karmaşası yaşayan çocuk gelecekte transseksüel kimliğe sahip olmaz, çocukluktaki çoğu cinsel kimlik karmaşası uygun tutum ve destekle son bulabilir. “Biyolojik cinsiyet”, “cinsel kimlik”, “cinsel yönelim” ve “toplumsal cinsiyet rolleri” birbirini takip eden süreçlerdir ve aile travmalarıyla, çoğun ihmal ve işgal edilmesiyle bu süreçler bozulabilir, bir cinsel kimlik karmaşası ortaya çıkabilir ama çocuklukta travmalar son bulursa, ihmal ve işgal sonlandırılabilirse, ebeveynler hatalarını telafi edebilirse ve konun uzmanları tarafından cinsel kimlik karmaşası sağlıklı bir şekilde ele alınabilirse, süreç kaldığı yerden sağlıklı işleyebilir ve “cinsel kimlik karmaşası” cinsel kimlik bozukluğuna dönüşmeyebilir. Ayrıca “transfobi” transseksüellerden nefret etmek, onlara şiddet uygulamak ve şiddet uygulanmasını destelemek anlamına gelir. Transseksüalite ve gelişimi hakkında LGBT örgütlerinin savunduklarını çürüten bir fikir beyan etmek o konuda “fobi” olmaz. DSM-V’TE CİNSEL KİMLİĞİNDEN YAKINMA HOŞNUT OLMAMA Bireyin biyolojik cinsiyetinden farklı bir cinsiyet kimliği olması, kendini farklı bir cinsiyette algılaması, görünüm ve davranışıyla belirlenen toplumsal cinsiyet özelliklerini bu doğrultuda şekillendirmekte ısrar etmesi DSM Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı – Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı’de “cinsel kimlik bozukluğu” başlığı altında değerlendirilmekteydi. Biyolojik cinsiyet özelliklerinin, yaşamın erken döneminde temelinin atılması ve cinsel kimlik karmaşasının son bulabilmesi için ailenin ve çocuğun destek alması ilk aşamada tek geçerli yaklaşımdır. Eşcinsellikten farklı olarak, cinsel kimlik bozukluğunun tanı sınıflandırmalarına girmiş olması, psikolojik destek sağlanabilmesine hizmet etmiştir. DSM’nin güncellenme çalışmalarının başlangıcından itibaren, bu alanda çalışan meslek örgütleri ve LGBT örgütleri, bu tanı kategorisinin de sınıflandırmadan çıkarılmasını istemişlerdir. Temel gerekçeleri ise bu durumun, toplum içinde damgalanmaya neden olmasıdır. Ancak bu yaklaşım cinsel kimlik karmaşası ve cinsel kimlik bozukluğunun birbirine karıştırılmasından dolayı doğru değildir. Bu nedenle DSM-V hazırlanması sürecinde, tanının sınıflandırma dışında bırakılması benimsenmemiştir. Ancak, “bilimsel olmayan” yoğun baskılar sonucunda “bozukluk” sözcüğü çıkarılarak, “cinsiyet kimliği uyumsuzluğu”, “uyuşmazlığı” veya “örtüşmemesi” ifadesi seçilmiştir. Sözde daha az hastalık çağrışımı yapsa da, Ha Kel Hasan, ha Hasan kel LGBT örgütlerine göre kişinin cinsiyet kimliğinin sorunlu olduğu ve değiştirilmesi gerektiğini çağrıştırdığı için, son gözden geçirmede “cinsiyet kimliği disforisi” olarak tanımlanması önerilmiştir. Sonuç olarak DSM-V “Cinsel Kimliğinden Yakınma Hoşnut Olmama” başlığı altında,1 Çocuklarda Cinsel Kimliğinden Yakınma Hoşnut Olmama’yı F64,2, 2 Gençlerde ve Erişkinlerde Cinsel Kimliğinden Yakınma Hoşnut Olmama’yı 302,85 F64,1, 3 Tanımlanmış Diğer Bir Cinsel Kimliğinden Yakınma Hoşnut Olmama Durumu’nu ve 4Tanımlanmamış Cinsel Kimliğinden Yakınma Hoşnut Olmama Durumu’nu da olarak 4 farklı kategoride cinsel kimlik bozukluğunu yeniden tanımlamıştır. Ayrıca, daha önceki DSM’lerden farklı olarak, cinsel kimlik bozukluğunu cinsel işlev bozuklukları ve parafililerden ayrı bir bölümde değerlendirilmesi uygun görülmüştür. Sonuç olarak, cinsiyet kimliği ile ilgili tanımlamalarda, bireyin en az damgalanmasına neden olacak şekilde değişiklikler yapılmaya çalışılırken çocukluktaki cinsel kimlik karmaşasının uzmanlar tarafından sonlandırılmaya çalışması da engellenmemelidir. Psikiyatri ve cinsel sağlık bilimi cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği yelpazesinin kimi bileşenlerini yaftalayıcı, kimlik özellikleri arasında toplumda var olan hiyerarşi ve ayrımcılığı pekiştiren konumundan uzaklaşırken, cinsel kimlik karmaşası yaşayan çocuklara ve ailelerine destek de olmalıdır. Çünkü aksi bir dayatmanın psikiyatrik söylem ve günlük uygulamalara yansıtılmasıyla toplumsal karşılık bulması mümkün değildir. CİNSEL KİMLİĞİNDEN YAKINMA HOŞNUT OLMAMA Zihinsel hastalıklar için tanı ölçütlerini içeren ve Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından yayınlanan DSM-V’e göre cinsel kimlik bozukluğu “Cinsel Kimliğinden Yakınma Hoşnut Olmama” olarak tanımlanır. Fakat bu resmi tanının kullanılmasının nedeni bireyleri damgalamak veya bu kişilerin medeni haklarının azaltılmasına izin vermek değil, kişilerin iyileşme ümidi, sağlık sigortası kapsamına girme, gelecekte daha etkili tedaviler için araştırmalarda rehber olma gibi önemli yararlar sağlamaya çalışılmasıdır. Cinsel kimlik bozukluğu biyolojik, hormonsal, fiziksel bir hastalık olmadığı gibi bir cinsel sapkınlık da değildir. Tarihsel olarak tüm dönemlerde çeşitli toplumsal kurallar nedeniyle farklı özellikleri olan azınlık grupları normalden sapma gösterdikleri, yani aslında sadece farklı oldukları için “sapık” veya “sapkın” olarak nitelenmişlerdir. Ancak ne yazı ki cinsel kimlik bozukluğu çok yanlış bir şekilde toplumda sapkınlık gibi görülmektedir. Bu nedenle de transseksüeller toplumdan dışlanmaktadır. Transseksüellerin yakınları bu bozukluğun değiştirilebilir bir durum veya iyileşebilir bir hastalık olduğunu düşünerek gerçekçi olmayan beklentilerle tedavi arayışına girmektedir. Ama cinsel kimlik bozukluğunun toplumun kabul ettiği veya beklediği tarzda bir tedavisi yoktur. Cinsel kimlik bozukluğu tanısına varıldıktan sonra tedavi yaklaşımı 3 evreden oluşmaktadır. Bunlar, 1 arzu edilen cinsiyette gerçek yaşam deneyimleri, 2 arzu edilen cinsiyete ait hormonların kullanılması ve 3 cinsel organlarla diğer seks karakterlerini değiştirmeye yönelik cerrahi girişimler olarak sıralanabilir. NE YAPMALI? Kendini doğduğu bedende değil de karşı cinste hayal eden kişinin alacağı tepkilerden çok kişinin ruhsal durumu önemlidir. Kişi, kendi hayatını hangi cinsiyetle sürdürmek istediğine yetişkin olduktan sonra kendisi karar verir ama doğru kararı verebilmek ve verdiği karardan pişman olmamak için de mutlaka cinsel kimlik bozukluklarıyla çalışan bir cinsel terapistten psikolojik destek almalıdır. CİNSİYET DEĞİŞTİRME Transseksüalite oldukça nadir görülür. Cinsiyet değiştirme operasyonları geri dönüşü olmayan operasyonlar olduğu için, psikiyatri hekimi ve cinsel terapist gözetiminde uzun süreli bir takipten sonra yapılır. Transseksüellerin hepsi cinsiyet değiştirmeyi ister ama çok azı bu amacına ulaşır. Ama cinsiyet değiştirme ameliyatları içlerindeki huzursuzluğa çoğu zaman çare olmaz. Çünkü insanın ruhu ile bedeni arasındaki çatışma çok derindir, ağırdır ve bu çatışmanın verdiği huzursuzluk cinsiyet değiştirme ameliyatlarıyla çoğu zaman son bulmaz. Transseksüel düşüncelerin bir ruhsal bozukluk sonucu mu oluştuğu yoksa sağlıklı bir ruh hali içinde mi verildiğinin tespit edilmesi önemlidir. Çünkü “şizofreni” gibi bazı psikiyatrik hastalıklar kimi zaman cinsel kimlikle ilgili algı ve düşünce sistemini bozabilmektedir. Cinsiyet değiştirmeyen transseksüeller cinsel kimlikleriyle uyumsuz bir yaşama adapte olmakta zorlanırlar. Cinsel kimlik bozukluğunun temelinde yer alan ruhsal sorunlar kişinin tüm ilişkilerini olumsuz etkiler. Toplum tarafından dışlanmaları benlik saygılarında azalmaya yol açar. Madde kullanımı, anksiyete ve depresyon belirtileri, özellikle ergenlerde intihar fikirleri ve girişimleri çok görülebilir. Hem transseksüeller hem de onların aileleri çok zor süreçlerden geçerler, bu nedenle alanında uzman cinsel terapistlerden profesyonel destek almaları gerekir. Bu destek ile transseksüeller cinsel kimlikleri ve yaşam koşulları arasında ruhsal dengelerini sağlamayı ve korumayı başarabilirler. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan son zamanlarda özellikle sosyal medyada gündem haline gelen “Biyolojik cinsiyet, cinsel kimlik, cinsel yönelim” olgularına ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Ülke TV ekranlarında yayınlanan Aslında Ne Oldu? Programının canlı yayın konuğu olan Prof. Dr. Tarhan; “Biyolojik cinsiyet, cinsel kimlik ve cinsel yönelim… Hepsi farklı kavramlar. Ortada ciddi bir kavram karışıklığı var. ABD’de uzun yıllar üçüncü cinsel kimlikle ilgili bir genetik dizilim var mı diye araştırmalar yapıldı. Fakat araştırmalar sonucunda da hiçbir gen bulunamadı.” İfadelerini kullandı. Çevresel faktörlerin cinsel kimliğin oluşmasında etkili olabileceğinin altını çizen Tarhan, aileye önemli uyarılardı bulundu. Tarhan, aile içi şiddetin cinsel kimlik bozukluğuna neden olabileceğinin de altını çizdi. “Şu anda tüm dünyada cinsiyetçi ideoloji oluşturuluyor”Eşcinsellikle ilgili bütün dünyada küresel bir tavsiye olduğunu dile getiren Tarhan; “Cinsel kimlik ve toplumsal cinsiyetle ilgili projeler, küresel olarak çok artan dünya nüfusunun planlanması için oluşturulan bir durum. Nüfus artışını önlemek, durdurmak için geliştirilmiş bir proje. Belki bu durum yazılı olarak deklare edilmiyor ama bu böyle. Şu anda toplumsal cinsiyet eşitliği adı altında belirsiz bir kavram içerisinde cinsiyetçi ideoloji oluşturuluyor.” İfadelerini kullandı.“Üçüncü cinsel kimliğin genetik olmadığı araştırmalar sonucu ortaya çıktı”Tarhan, cinsiyet ile ilgili olan konularda ciddi anlamda kavram karışıklığı olduğunu ifade ederek; “ABD’de uzun yıllar üçüncü cinsel kimlikle ilgili bir genetik dizilim var mı diye araştırmalar yapıldı. Fakat araştırmalar sonucunda da hiçbir gen bulunamadı. Üçüncü cinsel kimliğin genetik olmadığı araştırmalar sonucu ortaya çıktı ve daha sonra şu üç kavram birbirinden ayrıldı; Burada önemli olan, kavram karışıklığının olmaması. Biyolojik cinsiyet diye bir kavram var. Genetik dizilim diye de geçer. Erkeklerde XY kromozomu, kadınlarda XX kromozomu ile olan biyolojik bir cinsiyet. Bu kişiye genetik olarak geliyor. Ama üçüncü cinsel kimlik kültürel olarak geliyor. Buna cinsel kimlik / sosyal kimlik kimlik doğuştan gelmiyor sonradan öğreniliyor. Mesela bir kız çocuğunu erkeklerin arasında büyütürseniz erkek gibi oluyor. Erkek çocuğunu da kızlar arasında büyütürseniz kız gibi oluyor. Hatta bununla ilgili son zamanlarda bir örnek de çıktı. Vahşi çocuk örneği. Ukrayna’da 10-12 yaşlarında bir çocuk bulunuyor. Ve bu çocuk kız mı erkek mi belli değil. Davranışlarında da bu anlaşılamıyor. Sonradan ailesi inceleniyor ve Ukrayna’da dağda yaşayan bir aile. Annesi ve Babası alkolik. Ve çocuk köpeklerin arasında büyüyor. Davranışları bir köpekle aynı olduğu gözlemleniyor. Bu çocuğu ayağa kaldırıp yürütmek için çok uzun uğraşlar veriliyor. Ve kısmen başarılı oluyorlar. Bu çocuğu bırakın cinsel kimliği insan olmayı bile bunlar bize şu sonuçları veriyor; biyolojik cinsiyet doğuştan ama cinsel kimlik sosyal öğrenme ile oluşuyor. Biz çocuğumuzu nasıl yetiştirirsek çocuğumuz ona göre kimlik geliştiriyor. Eğer biz çocuğumuzu eşcinsel kimlikle yetiştirirsek çocuk o şekilde oluyor. Üçüncüsü de cinsel yönelim. Burada da Japonya’daki Samuray savaşçılarını örnek gösterebiliriz. Onlar da sadece çocuk olacağı zaman eşlerinin yanlarına gelirler, kalan hayatlarını eşcinsel olarak sürdürürler.” İfadelerini Hayvanlarla Beraber Büyüyen Çocukların Olağanüstü Öykülerinin Anlatıldığı Çarpıcı FotoğraflarVahşi ve son derece sıra dışı koşullarda büyüyen çocukların hikâyelerinin sahnelendiği fotoğraflar için... içi şiddet cinsel kimliği etkiliyor…Aile tutumlarının cinsel kimliğin gelişmesine etki ettiğini, özellikle de anne ve baba tutumlarının çok belirleyici olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ailedeki anne ve baba rollerinin ve çevrenin bireyin cinsel kimlik gelişimine etkisinin altını çizdi. Aile içi şiddetin cinsel kimlik bozukluğuna neden olabileceğini belirten Tarhan şu değerlendirmelerde bulundu. “Özellikle 18 yaş altındaki çocuklar bize gösteriyor ki ailede zayıf baba dominant anne var. Bu durumlarda olabileceği gibi örneğin, şiddet uygulayan bir baba figürü olduğu zaman da benzer durum ortaya çıkıyor. Baba şiddet uyguladığı için anne erkek karşıtı bir anne oluyor. Şiddet nedeniyle erkekleri sevmeyen, baba rolünü kötüleyen bir anne tablosu ortaya çıkıyor. Böyle bir ortamda yaşayan erkek çocuk ise cinsel özdeşimini baba ile yapması gerekirken anne ile yapmayı tercih ediyor. Anneyi sadece sosyal rollerde değil cinsel kimlik rolünde de benimsiyor ve çocuk küçük yaşta bunu içselleştirdiği için epigenetik değişim oluyor. Yani çevrenin geni değiştirmesi. Ve bu öyle bir durum ki eğer epigenetik durum yerleşirse bir iki nesil devam edebiliyor.” Şeklinde konuştu.“İnsanlığın en büyük keşfi ailedir”Eşcinselliği meşrulaştırmak konusunda şu anda kısıtlayıcı bir yasa olmadığını belirten Tarhan; “Bu konu hakkında şu anda hiçbir yasa yok. Özgürlük çağındayız. O halde bunu koruyacak şey sosyal normlardır. Sosyal normlar ahlaki normlar ve aile normlarıdır. Şu anda ailedeki duvarlar yıkıldı. Aile toplumun son kalesi. İnsanlığın en büyük keşfi ailedir. Biz eğer aile mefhumunu korumazsak bir iki nesil sonra insanlık ensesti de normal görecektir. Şu anda ABD’de açık evlilikler gayet normal karşılanıyor. Pedofiliyi özgürlük olarak gören, ensesti özgürlük olarak gören bir duruma toplumun ve bizlerin hayır deme hakkı var.” Şeklinde konuştu.“Anne babanın onaylamama hakkı var”Anne-babanın 18 yaşındaki bir çocuğa müdahale edebilme hakkı olduğunu belirten Tarhan; “Çocuk gelip anne babasına ben böyle olmak istiyorum dediği zaman anne-baba oğlum/kızım bu senin isteğin hayat senin, karar senin dememeli. Çünkü anne, baba 18 yaşına kadar çocuğun doğal vasisidir. Onun adına karar verme yetkisi vardır. Ama bunu yaparken anne ve babalar da homofobik yaklaşımlı olmayacak. Homofobi vahşidir. Gayriinsanidir. Cinsiyet düşmanlığıdır. Bizim biyolojik doğaya uygunluğu söylemek gibi bilimsel bir sorumluluğumuz var. Ama anne, baba da çocuğumun eşcinsel olmasından rahatsız olmuyorum diyorsa bizim karışacak bir durumumuz da olamaz. Biz söylemekle yükümlüyüz, karar anne-baba ve çocuğun.” İfadelerini kaydetti.“Lut kavmine gelen ceza, tepkisiz kalan toplum yüzünden geldi”Son zamanlarda özellikle sosyal medyada çok sık konu olan LGBT konusuna değinen Tarhan; “LGBT konusu olduğunda hep Lut kavmi örneği verilir. Ayet-i Kerim’de de geçer. Fakat ben herkesten biraz daha farklı bakıyorum bu olaya. Lut Kavmi’ne gelen semavi ceza Luti’ler yüzünden gelmiyor, onlara tepkisiz kalan toplum yüzünden geliyor. Çünkü Luti’ler o zaman bir çeteymiş. Toplumun çoğu ibadet edenlerden olmalarına rağmen ilgisiz ve tepkisiz kalıyorlar. Bizim de bunu örnek alıp bazı şeylere karşı tepkisiz kalmamamız, daha doğrusu fikrimizi belirtmemiz demokratik bir hak olarak gerekiyor.” Dedi.“Cinsel eğitim çocuğa küçük yaştan itibaren verilmeli”Eşcinsellik konusundaki nihai amacın eşcinsel evlilikleri yaymak olduğuna ve ailelere düşen görevlere dikkat çeken Tarhan; “Buradaki nihai neden kadın erkek evlilikleri gibi eşcinsel evlilikler için de yasa çıkartmak. Bu konuda ise bizim kök neden analizi yapmamız gerekiyor. Kök neden analizi bizi sebeplere götürür ve biz sebepleri düzeltmeden sonuçları düzeltmeye çalışırsak geçici çözümler bulmuş oluruz. İnternet şu anda evin açık kapısı, riskli. Çocuğun iç dünyasına her türlü olumlu olumsuz bilgiler bu kapıdan giriyor. Erotik materyallere çok rahat ulaşabiliyor. Cinsel eğitim çocuklara küçük yaştan itibaren verilmeli. Kişinin haz alanları çocukluğundan itibaren oluşur. Bu dinamiklere dikkat etmek gerekiyor. Çocuğu severken bile cinsel gelişimine saygı duymak gerekiyor.” Şeklinde konuştu.“Evlilikten kaçan ve korkan bir nesil geliyor”Çocuğun kız ve erkek cinsiyetine uygun sosyal roller ve eğitim normlarını kültürlerin belirlediğine dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “Bu nedenle Milli Eğitim sistemimizi milli kültürümüzü korumak için net tavır alınmalıdır. ABD'de Kaliforniya bölgesinde homofobi zayıfladı ama heterobi başladı. Yani evlilikten kaçan ve korkan bir nesil geliyor. Bu sebeple kendi kültürümüzü koruyarak modernleşme tercihimizi devlet politikası haline getirmeliyiz.” Dedi. Programı izlemek için Üsküdar Haber Ajansı ÜHA İçeriklerCinsel Kimlik Nasıl Gelişir ve Kaç Yaşında Oturur?Çocuğun Cinsel Kimlik Gelişiminde Anne Baba Tutumları Nasıl Olmalı? Cinsel kimlik gelişimi, çocuğun kendi bedenini ve bedeninin farklı bölgelerindeki duyumları keşfetmesi, kendi cinsiyetinin fiziki ve sosyal olarak farkına varması, başkalarının cinsiyetlerini ayırt edebilmesi, anne/baba ile özdeşim yapması, cinsiyet normlarına göre hareket etmesi gibi olguların bütününe denir. Bu olgular tek bir günde ortaya çıkmaz, cinsel kimlik gelişimi bebek doğduğunda başlar ve genç bir yetişkin olana dek sürer. Anne ve babaların bu süreç konusunda bilgi sahibi olması çocuğun sağlıklı bir cinsel kimlik kazanabilmesi için oldukça önemlidir. Cinsel Kimlik Nasıl Gelişir ve Kaç Yaşında Oturur? Psikanalizin babası olarak bilinen Sigmund Freud’un Psikoseksüel Gelişim Evreleri teorisine göre; Çocuk, yaşamının çeşitli evrelerinde birbirinden farklı cinsel gelişmeler gösterir. Bir evreyi tamamlayan çocuk, diğer evreye geçer. Freud, ilk evreyi “Oral Dönem” olarak adlandırmıştır, bu evre, bebek yaşına gelene dek sürer. Oral Dönemde bebek dünyayı ağzı ile algılayıp tanımaya çalışır, ağız bölgesiyle annesinden süt emer, anne memesi yerine geçen emziği emer, biberondan süt içer ve doyar. Bebek bunları yaptığında ağız bölgesinde oluşan duyumdan hoşlanır yani bebeğin bedeninde ilk ortaya çıkan erojen bölge ağzıdır. 2. Evre ise Anal Dönemdir; Bu dönem genellikle 18. ayda başlar ve 3 yaşın sonuna dek sürer. Bu evrede çocuk tuvalet eğitimi almaya başlar, tuvaletini tutma ve bırakmaya yarayan kasların kontrolüne hakim olmaya başlamasından ve bu tutma ve boşaltım eyleminden keyif alır. 2 yaşına gelene dek kız/erkek farkını biyolojik olarak bilmeyen çocuk, tuvalet eğitimi ve banyo sırasında kendi bedenini keşfetmeye ve dokunmaya başlar. Tuvalet eğitimi ve banyo zamanı, çocuğunuza cinsel organını isimlendirmek ve basitçe anlatabilmeniz için iyi bir fırsattır. Üçüncü yaşın sonlarına doğru ise Falik Dönem başlar ve beş yaşın sonuna dek sürer. Bu evrede, cinselliğe karşı bir merak başlar ve haz duyulan bölge cinsel organlardır. Çocuk kendi bedenini tanımak ister ve cinsel organına dokunabilir, bu olduğu zaman çocuğa kızmak veya onu utandırmak çocuğun bedeninden ve cinsellikten utanmasına yol açabilir. Çocuk aynı zamanda başkalarının bedenini de tanımaya çalışır, bu sebeple çocuklar bu yaşlarda kendi aralarında doktorculuk/evcilik gibi bedene dokunulan oyunlar oynayabilir. Daha çok erkek çocuklarda mastürbasyon eğilimi görülebilir. Freud’a göre, bu dönemde, hem erkek hem kız çocukların ilgi konusu penistir. Kız çocuklar daha önce bir penise sahip olduğunu ama hadım edildiğini düşünerek, cinsel dürtülerini ve sevgi beklentilerini bilinçdışı olarak bu organa sahip olan babaya yöneltir. Erkek çocuklar ise anneye hayranlık duyar ve hatta ilerde evlenebileceklerinin hayalini kurabilir ve bunun olması için babanın aradan çıkması gerektiğini düşünür. Babaya yönelttiği bu düşmanca duygular dolayısıyla ceza olarak baba tarafından hadım edilebileceğinden korkar. Bu nedenle, çocuğun 3-6 yaş arasında sünnet edilmesi çocuğu sıkıntıya sokabilir, 3 yaş öncesi sünnet için daha uygundur. Her iki cinsten çocuk için, anne-baba ve kendisi arasındaki bu karmaşa hemcins ebeveyn ile özdeşleşme sonucu sona erer. Bu süreçte baba erkek çocuk ile anne de kız çocuk ile iyi ilişki kurmalıdır. Eğer baba erkek çocuğa uzak olursa, çocuk babayı modelleyemez ve özdeşim yapamaz, bu cinsel kimlik gelişimi için zararlıdır Eğer baba çocukla vakit geçirir ve onunla iyi bir ilişki kurarsa çocuğun bu dönemde duyduğu korku azalır ve çocuk baba gibi davranmaya başlayarak erkek olmayı öğrenir, anne ile birlikte olma hayallerini bırakır. Aynı şekilde, kız çocuk ve anne aralarında iyi bir ilişki kurarsa, kız çocuk anneyle cinsel özdeşim yapacak ve ona benzeyecektir, böylelikle de babadan beklentileri son bulacaktır. Eğer kız çocuğun annesi, erkek çocuğun babası çocuğun yanında bulunmuyorsa, bu çocukların modelleyebilecekleri bir hemcinsinin evde bulunması cinsel kimlik gelişimleri için iyi olur. Eğer çocuk hemcinsi ile özdeşim yapamazsa karşı cins ile özdeşim yapabilir, bu da cinsel kimlik gelişimi açısından sağlıklı olmaz. 3 yaşından itibaren çocuk kendi cinsi ile oynamayı tercih eder. 4. Evre Latent Dönemdir. Bu dönem genellikle 6-13 yaş arasındadır. Bu süreçte çocuğun cinsel dürtüleri durgunluğa geçer ve çocuk onun yerine okul eğitimine ve arkadaşlar edinmeye odaklanır. 5. Evre Genital Dönemdir. Bu evre ergenliğin başlangıcı sayılabilecek 11-13 yaşlarından genç yetişkinlik dönemine dek sürer. Bu dönemde, fizyolojik ve hormonal değişiklikler ile cinsel dürtüler tekrar uyanır. Ergen anne ve babasından bağımsızlaşmaya başlayarak karşı cins ile romantik ilişkiler kurmayı öğrenir. Pediatrik Endokrinoji Uzm. Nihal Memioğlu’nun “Ergenliğe Geçiş Döneminde Dikkat Edilmesi Gerekenler” yazısını da okumanızı tavsiye ederiz. Çocuğun Cinsel Kimlik Gelişiminde Anne Baba Tutumları Nasıl Olmalı? Bahsetmiş olduğum Falik Dönemde, çocukların cinsellik konularına merakı arttığından anne ve babalarına kız-erkek farkı, çocukların nerden geldiği gibi sorular sorabilirler. Bu konular ile ilgili merak ettikleri şeyleri yaşlarına uygun olarak açıklamak çok büyük önem arz etmektedir. Eğer bu sorular geçiştirilir, susarak yanıt verilir veya kızılırsa çocuk bu konuların yasak, kötü ve utanılacak bir şey olduğunu öğrenir, bu öğrenilmiş bilgiler ilerde çeşitli cinsel sorunlara neden olabilmektedir. Çocuk bu soruları sorduğunda aileden iyi bir tepki alamazsa, onlar yerine arkadaşlarından bilgi almaya çalışabilir, bunun da sonu pek iyi olmaz. Örneğin, yeni bir kardeşin doğumu, çocuğa bebeklerin nerden geldiğini anlayabileceği şekilde söylemek için uygundur. Cinsiyet farkını ise, tuvalet eğitimi veya banyo sırasında öğretebilirsiniz. Çocuk cinsel organına dokunduğu zaman kızmayın, bedenini keşfetmeye çalışması oldukça normaldir. Özellikle, 3 yaşta başlayıp 5 yaşın sonuna dek süren Falik Dönemde çocuğunuza aşkım, sevgilim gibi sözcükler kullanmayın, bu çocuğun rol karmaşası yaşamasına neden olur. Örneğin, annenin eşine söylediği gibi oğluna da aşkım, sevgilim demesi çocuğun babayı görmezden gelip anne ile birlikte olma hayalini sürdürmesine neden olabilir, bu durumda çocuğun baba ile özdeşleşmesi zor olur. Hangi yaşta olursa olsun, çocukları dudaktan öpmek de yanlıştır. Siz bunu yaptığınızda çocuk bunu normal bir şey olarak görür ve bir yabancının da bunu yapması olağanlaşır. Çocuğunuza cinsel organlarının özel bölgeler olduğunu öğrettiğiniz gibi, dudakların da özel bir bölge olduğunu ve kişinin kendisinden onay alınmadıkça dokunulmaması gereken yerler olduğunu söyleyin. Aynı zamanda, çocuğun hangi oyuncakla veya hangi cinsiyete sahip çocukla oynayacağına karışılmamalıdır “Bununla oynama, sen erkeksin.” gibi cümleler çocuk için zararlıdır. Kız çocuklara öfkelerini örtmeleri, erkek çocuklara üzüntülerini gizlemeleri öğretilmemelidir, her iki cinsteki çocuk her türlü duygusunu gösterme konusunda serbest olmalıdır. Psikoseksüel gelişim evrelerine hakim olmanız, çocuğu dinlemeniz ve sorularını yaşına uygun şekilde yanıtlamanız, onunla iyi bir ilişki kurmanız çocuğun sağlıklı cinsel kimlik gelişimi için yapabileceğiniz en önemli şeylerdir. Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından yayınlanmış olan, açık adı Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel Elkitabı olan DSM-IV, ruh sağlığı profesyonelleri arasında yaygın olarak kabul gören tanı sistemidir. Bu açıklamanın burada yapılmasının nedeni Cinsel Kimlik Bozukluklarının bazı çevrelerce problem kabul edilmemesi durumudur. Konunun tamamının işlenmesinde DSM-IV kriterleri dikkate alınmış, öznel yorumlar kullanılmamıştır. Cinsel Kimlik Bozukluklarının tanımından önce cinsel kimliğin ne olduğu tanımlanmalıdır. Erken çocukluk yıllarından itibaren hepimiz kendimizi kadın ya da erkek olarak tanımlamayı öğreniriz. Cinsel kimlikle ilgili bir soru sorulduğunda tereddütsüz olarak cevap verebiliriz ve bu soruyu soran kişi tarafından tereddütsüz doğru kabul edilen bir yanıttır, ağır psikoz hastaları bile cinsel kimlikleriyle ilgili tartışmaya açık olmayan net yanıtlar verirler. Pek çok kişi de kendi cinsel kimliği hakkında hiç kuşku yaşamaz. Bazı kişiler de, bu daha sıklıkla erkeklerde görülen bir durumdur, çok erken çocukluk döneminden itibaren kendilerini karşıt cinsiyette gibi hissetmeye başlayabilirler. Biyolojik kanıtlar, örneğin erkeklerde bıyık ve sakalın çıkması ve normal cinsel organlar, kadınlarda göğüslerin gelişmesi gibi ikincil cinsiyet özellikleri bile bu kişileri kendi cinsiyetleri konusunda ikna etmez. Böyle bir erkek aynaya baktığında , biyolojik olarak bir erkek görse bile kendini bir kadın olarak kabul edebilir, vücudunu cinsel kimliğiyle uygun hale getirme çabası içine girebilir. “DSM-IV’ deki cinsel kimlik bozukluğu kategorisi, kendi anatomik cinsiyetinden memnun olmayan ve karşı cinsiyette olmak isteyen, yani cinsel kimlik açısından hoşnutsuz disforik kişileri kapsar. Bunlar arasında cerrahi olarak diğer cinsiyete geçme arzusu taşıyanlar da vardır ve cinsel kimlik bozukluğu açısından en uçta olan bu kişilere transseksüeller denir. DSM-IV teki diğer bir alt gruplama ise kişinin hangi dönemde olduğu yani çocukluk döneminde mi, ergenlik döneminde mi, yoksa yetişkinlik döneminde mi olduğuna göre yapılır. Nadiren karşı cinste olduklarını iddia eden şizofreniklerle, anatomik olarak her iki cinse ait cinsel organlara sahip olan kişiler Cinsel Kimlik Bozukluğu dışında bırakılmalıdır. Cinsel Kimlik Bozukluğu aynı zamanda cinsel sapkınlıklar kategorisinde yer alan taravetsiden de ayırt edilmelidir. Her ne kadar travestiler karşıt cinsiyette imiş gibi giyinseler de, kendilerini karşı cinsiyetteymiş gibi hissetmezler. Cinsel Kimlik Bozukluğu olan kişiler genellikle kaygı ve depresyon yaşarlar. Hatta Cinsel Kimlik Bozukluğu olan bir erkek başka bir erkeğe duyduğu ilgiyi geleneksel heteroseksüel bir tercih olarak yaşayabilir, çünkü kendini bir kadın olarak görmektedir. Bunlara bağlı olarak da Cinsel Kimlik Bozukluğu olan kişiler diğer insanlar tarafından kolayca kabul edilmezler ve karşıt cins gibi giyinmeyi seçenler iş bulmak konusunda da sorunlar yaşarlar. Cinsel Kimlik Bozukluğu olan kadınlar karşıt cins gibi giyinseler de çok zorluk yaşamazlar, çünkü kadınların erkekler gibi giyinmesi sorun yaratmaz. “ Abnormal Psychology Cinsel Kimlik Bozukluğu’nun nedenlerine baktığımızda araştırmacılar bu durumun değişmeyen ve sürekli bir doğası olmasından yola çıkarak transseksüeller ve normal cinsel kimliği olanlar arasında hormonal açıdan bir fark olup olmadığı araştırılmış, heteroseksüeller ve eşcinsel erkekler arasında hormon düzeyleri açısından hiçbir fark bulunmamıştır. Cinsel Kimlik Bozukluğu olan kadınların bazılarında erkek hormonlarının düzeyi yüksek olmakla birlikte pek çoğunda böyle bir fark ortaya çıkmamıştır. Dolayısıyla mevcut veriler transseksüelliği hormonlar yoluyla açıklamaya çalışan görüşleri desteklememektedir. Cinsel Kimlik Bozukluğu olan yetişkinlerle çalışan araştırmacılar, bu kişilerin çocukluklarında karşıt cinsiyet rolüne uygun davranışlar, erkek çocuklarda kadınsı, kız çocuklarda erkeksi davranışlar gözlendiğini belirtmektedirler. Çocukluk döneminde Cinsel Kimlik Bozukluğu tanısı tamamen kız çocuklarda erkeksi, erkek çocuklarda kadınsı davranışlar sergilemelerine göre konulmaktadır. Bu çocukların sevdiği yada sevmediği şeyler, erkeksi ve ya kadınsı davranışlar , kültürümüzde her iki cinsiyet için uygun görülenlerden farklılık gösterir. Örneğin bir erkek çocuk vurdulu kırdılı, itişip kakışmalı oyunları sevmeyip kız çocuklarıyla oynamayı tercih edebilir. Kızlar gibi giyinmek isteyebilir ve kız olmak konusunda ısrarlı olabilir. Cinsel organların tiksindirici olduğunu düşünebilir, büyüdükçe cinsel organlarının karşı cinse ait organlara dönüşeceğine inanabilir. Çocukluktaki Cinsel Kimlik Bozukluğu yetişkinlere oranla daha yaygındır. Çocukluk döneminde görülen Cinsel Kimlik Bozukluğu’nun nedenlerine baktığımızda kız ve erkek çocukların erkeksi ya da kadınsı davranışlarının sınırlandırılması kalıplara ve değer yargılarına o kadar bağlıdır ki, çocuğun sergilediği karşıt cinsin davranış örüntülerinin anormal olduğunu söylemek haksızlıkmış gibi görünebilir. Bununla birlikte bu davranış örüntülerinin fiziksel bir rahatsızlıktan kaynaklandığını gösteren veriler de bulunmaktadır. Hamilelik sırasında seks hormonları alan annelerin çocuklarında sıklıkla karşıt cinse özgü davranışlar ve fiziksel anormallikler gözlenmektedir. Örneğin rahimdeki kanamanın önlenmesi için sentetik progestinler bunlar erkek seks hormonlarının öncüleridir kullanan annelerin kız çocuklarında, okul öncesi dönemde erkeksi davranışlar görülmektedir. Hamilelik sırasında anneleri kadın hormonları kullanan erkek çocukların yaşıtlarına göre daha az atletik bir görünüşe sahip oldukları ve vurucu kırıcı oyunları da daha az oynadıkları gözlenmiştir. Her ne kadar bu çocuklar cinsel kimlik açısından anormal olmasalar da annelerinin hamilelik sırasında seks hormonları almaları çocukların karşıt cinse özgü davranışlarında ve ilgilerinde artmaya yol açmaktadır. Çocukların çoğunda zaman zaman karşı cinse özgü davranışlar görünebilir, bazı evlerde bu tür davranışlar çok dikkat çeker ve gerek anne babalar, gerekse akrabalar tarafından gülünerek, onaylanarak pekiştirilir. Cinsel Kimlik Bozukluğu olan çocukların anne babalarıyla yapılan görüşmelerde genellikle anne babaların çocuklarını karşıt cinse özgü biçimde giyinme davranışını engellemedikleri, hatta bunu destekledikleri ortaya çıkmaktadır. Bu özellikle erkek çocuklar için daha da belirgindir. Pek çok anne teyze veya büyükanne erkek çocukların annelerin eski elbiselerini, topuklu ayakkabılarını giymelerini çok sevimli bulduklarını, hatta nasıl makyaj yapılacağı konusunda onlara yardımcı olduklarını belirtmişlerdir. Aile albümlerinde de bu çocukların kadın kıyafetleri ile çekilmiş fotoğrafları yer almaktadır. Ailelerin a tipik bir çocuğun davranışlarına gösterdiği bu tür tepkiler büyük bir olasılıkla çocuğun kendi anatomik cinsiyetiyle cinsel kimliği arasındaki çatışmanın artmasına yol açmaktadır. Yapılan bir araştırmada kadınsı erkek çocuklar ve erkeksi kız çocuklar üzerinde yaptığı araştırmada erkek gibi davranan kızların erkek gibi davranmayan kızlara nazaran babalarına daha düşkün oldukları, muhtemelen annelerini değil babalarını rol modeli olarak aldıkları gözlenmiştir. Erkek gibi davranan bu kızların annelerinin de çocukluklarında erkek gibi davranan kızlar oldukları ve kızlarının erkeksi davranışlarını daha kolay kabul edebilen anneler oldukları görülmüştür. Aile içinde bu tür modellerin olması ve erkeksi davranışların bir yandan aile tarafından koşullu olarak şekillendirilmesi, bir yandan da aynı yaştaki erkek çocuklar tarafından olumlu yönde pekiştirilmesi, bu kızların erkeksi tavırlarının daha da belirginleşmesine yol açabilir. Şunu unutmamak gerekir ki cinsel kimlik bozukluğu olan çocukların çoğu, hiçbir profesyonel müdahale yapılmasa da yetişkinliklerinde böyle bir bozukluk göstermemekte ancak pek çoğu eş cinsel yönelim sergilemektedirler. Erkek çocukların kadınsı davranışlarının özellikle kız çocuk sahibi olmak istedikleri halde olamayan anneler tarafından desteklendiği şeklinde yeni bir hipotez vardır. Ancak bu görüş son zamanda yapılan bir çalışmada desteklenmemiştir. Bu çalışmadan elde edilen sonuçlara göre çocukluklarında çocukluk Cinsel Kimlik Bozukluğu görülmeyen annelerin de en az çocuklarında bu bozukluk görülen anneler kadar kız çocuk sahibi olmaya istekli oldukları ortaya çıkmıştır. Bu alanda çalışan araştırmacılar kadınsı ve erkeksi tanımlarının hangi aktivitelerin kadınlara, hangi aktivitelerin erkeklere uygun olduğunu, karşıt cinse özgü aktivitelerden zevk almanın ve karşıt cinste olduğuna inanmanın ne anlama geldiğinin kültürlere göre ne kadar farklılık gösterdiğinin farkındadırlar. Hiçbir cinsel kimlik çatışması yaşamamalarına rağmen küçük erkek çocukların büyük çoğunluğu zaman zaman kızların oynadığı oyunları, kız çocukların büyük çoğunluğu zaman zaman erkeklerin oyunlarını oynamaktadırlar. Ancak bu kadınsı erkek çocukların hiçbir stres yaşamadıkları anlamına gelmez. Bizim toplumumuzda kız gibi davranan erkeklere gösterilen hoşgörü oldukça azdır, oysa erkek gibi davransalar da kızlara gösterilen hoşgörü daha fazladır. Gerek çocukluktaki, gerek yetişkinlikteki Cinsel Kimlik Bozukluğunun görülme sıklığı bebekle oynayan erkek çocukların ve top oynayan kız çocukların oranından daha azdır. KaynakAbnormal Psychology GEZEK

erkek çocuğun cinsel kimlik bozukluğu